Özgürlük için bağış yap.
← geri

Ayşe Hür'le Tarihin Öteki Yüzü

Ayşe Hür, Tarihin Öteki Yüzü programıyla, her hafta gündemdeki bir olayı, siyasal tarih ışığında ele alıyor.

Ali Şükrü Bey Cinayeti: Bir Taşla Üç Kuş

Ayşe Hür Tarihin Öteki Yüzü'nde 97 yıl önce, 27/28 Mart 1923’te Ankara’da işlenen siyasi cinayetin perde arkasına bakıyor. Ölen de, öldüren de gayet iyi biliniyordu. Peki cinayetin nedeni neydi? 1884 yılında Trabzon Vakfıkebir’de doğan Ali Şükrü Bey, Bahriye Mektebi’nde okumuş, İngiltere’de deniz hukuku eğitimi görmüş, deniz kurmay binbaşısı iken son Osmanlı Meclisine Trabzon mebusu olarak katılmıştı. Dönemin siyaset adamlarından Zamir Bey'e göre "Hükümet lehine konuşanları dalkavuklukla suçlayan", "Taassubu hocalardan geri olmayan, kadının serbestisi şöyle dursun, yüzlerinin açılmasına bile tahammülü olmayan" biriydi. Falih Rıfkı da Ali Şükrü Bey'in Meclis'teki muhafazakâr grup içinde "en azılı" olanlardan biri olduğunu söylemişti. Nitekim 1920 yılında TBMM'nin kabul ettiği Men-i Müskirat (içki yasağı) Kanunu onun işlerindendi. Ali Şükrü Bey, en son 26-27 Mart 1923 akşamı, Karaoğlan Çarşısı'ndaki Kuyulu Kahve'de dostlarıyla sohbet edip nargile içtikten sonra Mustafa Kemal'in muhafızlığını yapan "Topal" Osman'ın adamlarından Mustafa Kaptan'la kol kola yürürken görülmüştü.

► Dinle correctiv.org 2020

Hint, Çin, Mısır ve Yunan mitolojisinde tıp

54. Bölüm- Sağlık sisteminin kronik sorunlarının üstüne Covid 19 yüzünden 14 Mart'ı kutlayamayan tıp camiasına saygıyla: Adını 19. yüzyıl sonlarında onları keşfeden bilim adamından alan Ebers Papirüs’ünde 700 büyü formülünden başka timsah ısırmasından ayak tırnağı ağrısına kadar her derde deva olan ilaçların ya da evleri çeşitli haşerelerden koruyan malzemelerin adları yazılıdır. Hindu mitolojisine göre dünyanın yaratıcısı olan Brahma aynı zamanda adı “yaşam bilgisi” olarak özetlenebilecek olan kutsal Veda metinlerinden tıpla ilgili olan Ayurveda’nın da ilk öğretmenidir. Bugün “Hint cerrahisinin babası” sayılan Suşruta’nın kitabında “estetik” burun ameliyatları, boyun tümörleri, bademcik ameliyatları, kol ve bacak gibi uzuvların kesilmesi, apselerin açılması gibi işlemler tarif edilir. Mısır mitolojisine göre tanrı Toth her çeşit hastalığı iyi ederdi, Seshet kadın hastalıklardan korurken, Seth bulaşıcı hastalıkları önlerdi, İsis de hekimlik mesleğinin tanrısıydı. Onların soyundan gelen Horus ise sağlığın korunmasının sembolüdür. Çin hekimliğinin yasalarını yazan efsanevi Sarı İmparator Dönemi’nde (M.Ö. 2698-2598) yaşadığına inanılan Huang Ti’dir. Bugün bile Çin’de okutulan ünlü kitabı Nei Chin’e göre insan vücudunun teşhis amacıyla parçalara bölünmesine dinsel nedenlerle izin verilmezdi. Hammurabi Yasaları’nın 215. maddesinde bir doktorun büyük bir operasyon gerçekleştirmesi ya da bir göz hastalığını iyileştirmesi halinde on gümüş sikkeyle ödüllendirileceği belirtiliyor. Ancak hasta hayatını ya da bir organını kaybederse doktorun elleri kesiliyordu.

► Dinle correctiv.org 2020

Cumhuriyet tarihinin büyük yalanı: “Köylü milletin efendisidir!”

Ayşe Hür bu haftaki Tarihin Öteki Yüzü programında, Tek Parti Dönemi’nden günümüze, siyasette ve edebiyatta köy, köycülük, tarım politikalarını ele alıyor. Ayşe Hür: ''Türkiye'nin sahibi hakikisi ve efendisi, hakiki müstahsil olan köylüdür. O halde, herkesten daha çok refah, saadet ve servete müstahak ve elyak olan köylüdür!" Mustafa Kemal bu sözleri TBMM'nin 1 Mart 1922 tarihli Üçüncü Toplanma Yılını açarken söylemişti.1920’lerde köylülüğün yüceltmesinin nesnel temelleri vardı. Ailelerin yüzde 5'i toprakların yüzde 65'ine sahipti. Yüzde 95'i de kalanı paylaşıyordu. Gayri Safi Milli Hasıla'nın (GSMH) yüzde 40-50'si, ihracatın yüzde 95'i tarım ürünü idi. 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihli İzmir İktisat Kongresi'ndeki konuşmasına bakılırsa Mustafa Kemal, bir ara İngiliz tipi liberal sanayileşmeyi arzulamıştı. Ancak 1930'ların ortasında bile yönetici zümre, 'Türkiye bir tarım ülkesi mi yoksa bir sanayi ülkesi mi olsun?' konusuna karar verememişti.''

► Dinle correctiv.org 2020

Fatareş, Kara Fatma, Fatma Seher Hanım, Mayan Hatun, Zabel Yesayan, Mina Hanım…

Ayşe Hür bu haftaki programında, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü vesilesiyle tarihten kadın portrelerini ele alıyor. Ayşe Hür: ''Kaynaklardaki ilk “Kara Fatma” 1806 yılında Trabzon Valisi Tayyar Mahmud Paşa tarafından İstanbul’a yazılmış bir mektupta çıkar karşımıza. Mektuptan bu kadının 78 kişilik bir çeteye komuta ettiğini ve Amasya Sancağı’nda haydutluk yaptığını öğreniriz. Mehmet Bayrak’tan öğrendiğimize göre Sinemilli Aşireti’nden Fatareş Hanım 1853’te Kırım Savaşı patlak verdiğinde, padişahın tüm Osmanlı tebaasına yaptığı çağırıya uyarak, 300 dolayında süvari ve piyade ile bu savaşa katılmak üzere İstanbul’a gider. Gusieppe Fossati’nin çizdiği gravür 15 Nisan 1854 tarihli L’Illustration Journal Universel dergisi yoluyla Fransız basınında boy gösterir. Gravürün altında Fransızca ‘Kürdistan kahramanı Kara Fatma İstanbul’da” yazmaktadır. Aynı gazetenin 1 Temmuz 1854 tarihli sayısında ise Kara Fatma’nın ‘Kara Güzel’ olarak da tanındığından söz edilir ama yaşı 78 olarak verilir. Bu haberde de Kara Fatma çirkin, bakımsız, yırtık pırtık giysili biri olarak tarif edilmektedir.''

► Dinle correctiv.org 2020

1912-1913 Balkan Savaşları/Hezimeti: Sonun başlangıcı

Ayşe Hür bu hafrtaki programında, "Dünyaya dehşet salan Osmanlılarız" coşturmasıyla başlayan, imparatorluk topraklarının üçte birinin, nüfusunun beşte birinin kaybedilmesiyle biten 1912-1913 Balkan Savaşlarını (hezimetini) ele alıyor. Ayşe Hür: ''Sonunda “umulmayan” ama “için için arzulanan” oldu ve 8 Ekim 1912 günü Karadağ, 17 Ekim 1912 günü Bulgaristan ve Sırbistan, 19 Ekim 1912 günü ise Yunanistan Osmanlı İmparatorluğu’na savaş ilan etti. 480 bin kişilik Balkan orduların karşılık 290 bin kişilik Osmanlı ordusu vardı. Silah, cephane ve malzeme stokları tükenmiş durumdaydı. Ordunun subay kadroları hâlâ Trablusgarp meselesiyle meşguldü. Siyasiler ise fırkacılık kavgalarına gömülmüştü.İTC’nin halkı savaşa hazırlamak için mitingler düzenlemek olmuştu. İstanbul’daki mitinglerde sadece Türk/Müslüman mebuslar değil Rum, Yahudi ve Ermeni mebuslar da konuşmalar yaptı. Mitinglerde halk “Cengâverlikle bütün dünyayı titreten şanlı dedelerimizin kahraman torunlarıyız”, “Dünyaya dehşet salan Osmanlılarız”, “Filibe’ye hücum, Sofya’ya hücum!” diye haykırıyordu...''

► Dinle correctiv.org 2020

21 Şubat Anadil Günü vesilesiyle Vatandaş Türkçe Konuş Kampanyaları ve Vagon-Li Olayı

Ayşe Hür: Lozan Barış Antlaşması, kâğıt üzerinde Türkiye Cumhuriyeti uyruklu bir Kürt’ün Kürtçe gazete çıkarmasını, Kürtçe televizyon yayını yapmasını, Kürtçe seçim propagandası yapmasını, mahkemede Kürtçe savunma yapmasını mümkün kılıyordu. 1925 Şark Islahat Planı’nın 14. Maddesi “Aslen Türk olup Kürtlüğe yenilmeye başlayan” çeşitli vilayet ve kaza merkezlerinde, devlet dairelerinde, okullarda, çarşı ve pazarlarda, Türkçeden başka dil kullananlar, hükümet ve belediyenin emirlerine muhalefet etmek ve direnmek suçundan cezalandırılacaktır,” diyordu. 28 Nisan 1926’da Türk Ocağı Kurultayı’nda Van Mebusu İshak Refet (Işıtman), Şark vilayetlerinde yaşayan Kürt unsurların hem dillerini muhafaza ettiklerini, hem de Karakeçililer, Serkanlar, Türkanlar gibi Türk kökenli toplulukları Kürtleştirdiklerinden söz ediyor, bu konuda cezai tedbirler alınmasını öneriyordu.

► Dinle correctiv.org 2020

13 Şubat-15 Nisan 1925'te yaşananın adı neydi? Şeyh Said "İrticai" İsyanı mı? "Milli" Kürt İsyanı mı?

Ayşe Hür: Bundan 95 yıl önce tam bugünlerde patlak veren veya verdirilen bir isyan Cumhuriyet tarihine damgasını vurdu. 13 Şubat 1925’te, Piran Köyü’nde Nakşibendi Zaza Şeyh Said’in kaldığı eve bir grup jandarmanın gelerek evdeki bazı firarileri istemeleri ve bu isteğe ateşle karşılık verilmesiyle başladığı iddia edilen isyan Cumhuriyet tarihine ve Türk-Kürt ilişkilerine damgasını vurdu. İsyanın arkasında bulunduğu düşünülen tam adı Hizbe Azadiya Kürdistan (Kürt İstiklal Komitesi, kısaca Azadi) olan örgütün kadrosu, Hamidiye Alayları geleneğinden gelen Kürt kökenli subaylardı. Piran, Çapakçur, Lice ve Hani dağlık bölgesindeki Sünni Zaza-Kürt aşiretlerinden gelen isyancılar 16 Şubat’tan itibaren Darahini, Hani, Lice, Çapakçur ve Palu’yu ele geçirdiler, 24 Şubat’ta Elazığ’ı girdilerse de halkın direnişi çekilmek zorunda kaldılar. 3 Mart 1925’te “Pasif” bulunan Ali Fethi (Okyar) Bey Hükümeti 60’a karşı 94 oyla düşürüldü, yerine “şahin” İsmet Paşa Hükümeti kuruldu.

► Dinle correctiv.org 2020

Rusya Tarih Kitaplarında Osmanlı-Türk İmgesi

Ayşe Hür: Çocuklarımıza “Moskof”un sıcak denizlere inmek için Osmanlı’yı düşman bellediğini söyledik, “…yedi sekiz dokuz Ruslar domuz” diye tekerlemeler öğrettik. Peki Ruslar çocuklarına ne anlatıyor? “XIII yüzyılda Bizans için yeni ve çok tehlikeli bir düşman -Osmanlı Devleti- ortaya çıktı. O, Konya Selçuklu Devleti’nin çökmesi sonucundan bağımsız olan beyliklerin birleşmesinden oluştu ve aktif işgal siyaseti sonucu topraklarını genişletti. Türkler 1453’te her taraftan saldırarak, öldürerek ve esir alarak Aya Sofya mabedine kadar geldiler. Kapıların kapalı olduğunu gördüklerinde baltalarla kırmaya başladılar.Muhteşem Süleyman tarihe, sadece Avrupa’yı dehşete düşüren şanslı bir işgalci olarak değil aynı zamanda başarılı reformcu olarak girmiştir. Osmanlı kanunlarının yer aldığı Kanunname kitabı ile o Kanuni lakabını almıştır. Kırım Savaşı’nın asıl nedeni asıl nedenleri Balkanlar ve Yakındoğu’da Rusya, Türkiye, İngiltere, Fransa ve Avusturya-Macaristan arasındaki çıkar çatışmaları idi. I. Nikola yanlışlıkla Türkiye’nin ‘hasta adam’ olduğunu düşünüyor ve onun mirasının bölünmesi gerektiğini savunuyordu. Balkan Savaşlarında Rusya her zaman olduğu gibi ezilmiş Slav haklarının tarafında durdu. Slav halklarının milli özgürlük hareketleri Rus cemiyetinde geniş yankı buldu, Balkanlara yüzlerce Rus gönüllüsü gitti.

► Dinle correctiv.org 2020

Tarihte Bayrak, Kırmızı, Hilal ve Yıldız

Tarihte Bayrak, Kırmızı, Hilal ve Yıldız; Kimine göre uğruna ölünecek kutsal bir sembol, kimine göre yırtma özgürlüğü yoksa bir kumaş parçası… Ayşe Hür: “Bayrak” kelimesi eski Türkçedeki “batrak”dan geliyor. “Batrak” ise “batırmak” fiilinden. Bir de “saplamak” anlamına gelen “sançmak” fiilinden gelen “sancak” var. 7. yüzyılda Baykal Gölü’nün batısında Lena ve Yenisey kıyılarında Göktürk’lere tabi olarak yaşamış Kurıkanlara ait kaya resimlerinde, bazı süvarilerin ellerinde bayraklar görülüyor. 11. yüzyıl yazarı Kaşgarlı Mahmud’a göre Oğuz boylarının her birinin kendisine ait tuğu ve bayrağı vardı. Oğuzlarda “Tokuz tuğluk han” denilince en yüksek mertebedeki hanlık anlaşılırdı. Eski Türk kültürlerinde bayraklarda mavi rengin ağırlıklı olduğuna ancak turuncu ve kırmızı rengin de bolca kullanıldığına dair ipuçları var. Abbasiler Dönemi (750-1258) iktidarı temsil eden siyah bayraklılar (müsevvideler) ile muhalefeti temsil eden beyaz bayraklıların (mûbeyyizalar) savaşı halinde geçti. 13. yüzyıl yazarı İbn-i Bibi, Selçukluların Kȃhta Kale’sini fethinden söz ederken “sultanın siyah sancağı”, Alanya Kalesi’ni fethinden söz ederken “sultanın sarı bayrakları” ifadesini kullanır. Selçuklular Dönemi’nde “çetr” bayrak ve sancaktan daha önemliydi. Sultanın çetrinin uzaktan görünmesi bile düşmanın kalbine korku salardı. Çetrin yere düşmesi ordunun bozguna uğraması anlamına gelirdi. Tarihçi Hammer’e göre “Elviye-i Sultaniye” denilen saltanat sancaklarının ikisi kırmızı, biri sarı, biri yeşil, biri beyaz ve ikisi de değişik renklerden çizgili idi.

► Dinle correctiv.org 2020

Veba, Kolera, Çiçek, Verem Nasıl Yenildi?

Türkiye'de aşı karşıtlarının atağa geçtiği günlerde Çin'deki Coronovirüs salgınıyla sarsıldık. Peki tarih boyunca insanlık hangi hastalıklarla boğuştu? Veba, Kolera, Çiçek, Verem Nasıl Yenildi? Acımasızlığı ve sayısız evliliğiyle bilinen VIII. Henry ile sevgilisi Anne Boleyn’i 1528 yılında Londra’dan kaçırtan ‘İngiliz terleme hastalığı” dünya yüzüne ilk kez 28 Ağustos 1485’te çıkmıştı. Nâzım Hikmet’in Kuva-yı Milliye Destanı’nda adı geçen “İspanyol nezlesi”, Birinci Dünya Savaşı sırasında 18 ay içinde dünya nüfusunun yüzde beşinden fazlasını öldürmüş bir grip çeşidiydi. Bazı tarihçilere göre, savaşın bitmesine bu hastalık neden olmuştu. Tarihi kayıtlara geçmiş ilk büyük veba salgını, 541-542 yılında, o zamanki adı Konstantinopolis olan İstanbul’da başlamıştı. Bu salgında on binlerce kişi ölmüş, salgın Bizans orduları ile Avrupa’ya geçmiş, orada da büyük tahribat yapmıştı. 1331’de Çin’de başlayan, 1338’de Baykal Gölü civarında, 1345’te Aşağı Volga Nehri civarında görülen ikinci büyük veba salgını, 1345’te Moğol orduları vebalı ölüleri mancınıklarla şehre fırlatınca, Avrupalı ticaret gemilerinin uğrak yeri olan Kefe’ye sıçradı. Açılan yaralar hızla siyaha dönüştüğü için halk 'Kara Ölüm' dediği veba, üç yıl içinde İspanya’dan Rusya’ya, Romanya’dan Grönland’a kadar tüm Avrupa’yı sardı, 1351 yılında aniden sönümlendiğinde 75 milyon olan Avrupa nüfusu 50 milyona inmişti.''

► Dinle correctiv.org 2020

Berlin Konferansı, 135 yıl önceki bir başka Berlin konferansının tekrarı mı?

Tarihçi Ayşe Hür bu haftaki programında, '19 Ocak 2020'de Libya iç savaşını görüşmek için toplanacak olan Berlin Konferansı, 135 yıl önceki bir başka Berlin konferansının tekrarı mı? 15 Kasım 1884-26 Şubat 1885 Berlin Konferansı'nda Afrika'nın talanı nasıl planlandı?' sorularını ele alıyor: Afrika’nın sömürgeleştirilmesinde, İskoç kaşif, doktor ve misyoner David Livingstone’un 1841’de Cape Town’da başlayan ve 1873 yılında Zambia’da sona eren "keşif gezileri"nin rolü büyüktü. Livingstone’nun Afrika’dan gönderdiği haberler kesilince New York Herald muhabiri Henry Morton Stanley onu aramak için 1871’de Afrika’ya gitti ve Livingstone öldükten onun misyonunu devam ettirdi. Güya ülkesi için yeni sömürgeler arayan Belçika Kralı II. Leopold, Stanley’in yazılarından sonra gözünü Kongo havzasına dikti. 1879-1894 arasında bugünkü Zaire'yi şahsi mülkü haline getirdi. Portekizli sömürgeciler Angola ve Mozambik’i en vahşi yöntemlerle sömürüyor, köle ticaretinden aslan payını alıyorlardı. İngilizler güya köle ticaretine karşıydılar ama Portekiz’in Kongo’yu sömürgeleştirme çabalarına perde arkasından destek veriyorlardı. Fransa ise donanma subayı Pierre de Brazza aracılığıyla Orta Afrika’yı ilhaka girişmiş ve 1881'de Brazzaville diye anılacak şehri kurmuş ve buraya Fransız bayrağını dikmişti. Britanya, 4 Haziran 1878 Antlaşması ile Osmanlı İmparatorluğu’ndan Kıbrıs'ı kiralayınca, Fransa’nın tepkilerini önlemek için 1881’de Tunus’un Fransızlar tarafından işgaline göz yumdu. Tunus’un 1881’de Fransızlar tarafından işgaline kızan Almanya ve Avusturya-Macaristan İmparatorluğu Üçlü İttifak'ı kurunca o tarihe kadar sömürgeciliğe karşı olduğunu iddia eden Almanya Afrika işlerine müdahil oldu. 1882’de “Bizim denizlere açılacak donanmamız yok, bizim sömürgeler için Fransızlarla savaşacak halimiz yok” diyen Bismarck 1883’te Alman tüccarlarının baskısıyla önce Gine Körfezi’nde “incelemeler” yaptı, ardından Kamerun, Togo, Zengibar Sultanlığı’nı işgal etti. 1877'de Transvaal'i, 1882'de Mısır'ı işgal ederek Afrika'yı güney ve kuzeyden paranteze alan Britanya’nın bundan sonraki hedefi arada kalan toprakları sömürgeleştirmekti. Britanya’nın Kongo havzasının paylaşımı için Portekizlilerle yaptığı gizli anlaşmalar Belçika, Fransa ve Almanya’yı kızdırınca 15 Kasım 1884’te “Sömürgeler Üzerine” Berlin Konferansı toplandı. Başlangıçta Berlin Konferansı’na Osmanlı İmparatorluğu davet edilmemişti. Britanya’nın araya girmesiyle kriz aşıldı ve Berlin Sefiri Mehmed Said Paşa ve Sefaret Müsteşarı Ohannes Efendi konferansa katıldı. Ama Osmanlı tarafının talana katılma talebi karşılık görmedi. Belçika Kralı II. Leopold 1885-1908 yılları arasında 23 yıl boyunca şahsi mülkü haline getirdiği Kongo’da 30 milyonluk nüfus işkenceler, köle alım-satımı, bulaşıcı hastalıklar ve katliamlarla 8-9 milyona düşürürken kauçuk plantasyonlarından gelen milyonlarca frangı cebine indirdi. 1887’de Etiyopyada İtalyanlara karşı Dogali Savaşı’nı, 1888’de Tanganika’da Almanlar ve İngilizlere karşı 226 Afrika kabilesinin direnişini, 1892’de Orta Afrika’da Fransız İngiliz, Alman ve Belçikalılara karşı Swahili Savaşı’nı, 1893’te Gine ve Gabon’da Fransız ve İngilizlere karşı Ekemenku Ayaklanması’nı Avrupa basını hiç yazmadı. 1904-1907 arasında Hererolar ve Namaların Alman Generali von Trotha’nın birlikleri tarafından soykırıma uğratılması 1990 yılında Namibya’nın resmen kurulmasına kadar Batı kamuoyunda bilinmiyordu. Almanya 20. Yüzyılın bu ilk soykırımı için yarım ağızla özür dilemekle yetindi. Fransa’nın Kongo ve Gabon’da yok ettiği yerli nüfus ise en iyimser kaynaklara göre 200 bin, bazılarına göre ise 800 bin civarında. Sadece Kongo-Okyanus Demiryolu inşaatında 20 bin yerli işçi ölmüştü. 1911 Trablusgarp Savaşı sonunda Osmanlı İmparatorluğu’ndan İtalya’nın egemenliğine geçen Libya'daki Sunusi rejiminin İtalya'ya direnişinin bedeli ise toplama kamplarında 100 bin sivilin ölmesi oldu.

► Dinle correctiv.org 2020

Batı'da Soytarı'nın Doğu'da Dalkavuk'un Kısa Tarihi

Tarihçi Ayşe Hür bu hafta, Batı'da Soytarı'nın Doğu'da Dalkavuk'un Kısa Tarihini anlatıyor: Muktedirin, kralın, sultanın, padişahın "dev aynası" ; Türkçedeki Türkçe “soytarı”, Arapça, sahte penis takarak gülünç veya müstehcen oyunlar oynayan kişiler için kullanılan sa’tir’den geliyor. Bunun kaynağı ise Yunan mitolojisinde sahte penis ve keçi ayaklarla tasvir edilen mitolojik yaratık Satyros. Roma İmparatorluğu’nda savaştan dönen muzaffer bir komutanı halk coşkuyla karşılarken hemen yanında bulunan bir kişi şöyle dermiş komutana: "Unutmayın efendim, siz tanrı değilsiniz!" Gaddarlığıyla tanınan İngiliz Kralı VIII. Henry’nin soytarısı Will Somers, “Harry” diye hitap ettiği Henry’nin önünde asla eğilmez, konuşmaya başlamadan önce “Yüce majesteleri! gibi hitapları asla kullanmaz ve sözünü asla esirgemezdi. Püritenler 1642’de İngiliz tiyatrolarını kapatmış, 1660’ta tekrar açmışlardı ama bu tarihten itibaren kaba sabalıkları, bel altı esprileri halkın çok hoşuna giden soytarılara sahnede yer yoktu. “Aaaa Kral çıplak!” nidası ise Kibritçi Kız, Prenses ve Bezelye Tanesi, Küçük Deniz Kızı gibi masallarıyla hafızalarda silinmez izler bırakan Danimarkalı Hans Christian Andersen’in ünlü “Kralın Yeni Elbisesi” masalından mirasıdır. Şemseddin Sami Kamûs-ı Türki'sinde dalkavuğu şöyle tanımlar: “Para kazanmak için birini öven kendi ağırlık ve onurunu koruyamayan.” Reşat Ekrem Koçu: “İşleri, meslekleri başkalarını eğlendirmek olan dalkavuk esnafına zelil adamlar kabul edilmişti. Bunlara toplum içinde derhal seçilmemeleri için ‘dalkavuk’ olmaları, yani kavuklarına hiçbir şey sarmamaları emrolundu, bu suretle kendileri de alameti farikaları olan serpuşlarına nispetle ‘Dalkavuk’ adını aldılar. Halife Harun Reşid'in dalkavuklarının adları Eşebi, Ebul Hasan; Halife Mütevekkil'in dalkavuğunun adı Ebul Enhas, Gazneli Mahmut'un dalkavuğunun adı Telhek idi. Reşat Ekrem Koçu’ya göre Osmanlı sarayında dalkavuk bulundurma geleneğini Yıldırım Bayezid başlatmıştı, gelenek Tanzimat’la birlikte bitmişti. Peçevi’ye göre III.Murad'ın Nasuh ve Cuhud isimli cüceleri çok ünlüydü. İkili kurdukları rüşvet ağı sayesinde çok büyük bir servet biriktirmişlerdi. Gözden düştüklerinde kendileriyle birlikte bir çok makam sahibi de azledilmişti. Topkapı Sarayı Müzesi’nde bulunan ve 1.Mahmud dönemine (1730-1754) bir arzuhalde “Dalkavuk Kulları” padişahtan aralarına sızan kötü ünlü dalkavukları ayıklamasını ve dalkavukların uyacakları kuralları tekrar belirlemesini istiyorlardı. Dalkavuklara yapılacak “latife”lerin tarifesi vardı. En ucuz “latife” dalkavuğun başına fiske vurmak olup fiske başına 20 para idi. En pahalı “latife” bostan dolabına bağlanarak bostan kuyusu içine dönme olup bedeli 600 para idi. Koçu’ya göre dalkavuklar çoğunlukla Şapur Çelebi, Kahkaha Molla, Ebülef Efendi, Burnaz Ağa, Çıplak Kadı, Kız Pehlivan, Kabrankulak Ağa, Hacı Fışfış, Hacı Samandıra gibi takma isimlerle tanınmışlardı.

► Dinle correctiv.org 2020

1872'den 1979'a "Siyah Altın"ın Laneti ve İran'ın Üç Devrimi

Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında, 1872'den 1979'a "Siyah Altın"ın laneti ve İran'ın üç devrimi konularını ele alıyor. Ayşe Hür: ''Takvimler 1872’yi gösterirken Baron Julius von Reuters, İran’ın ekonomik kaynaklarının işletilmesi yolunda o kadar geniş haklar kazanmıştı ki yıllar sonra Lord Curzon bile bunu bir çeşit soygun olarak niteleyecekti. Halkı İran’ın İngilizlere “haraç-mezat” satılmasına karşı ayaklanmaya çağıranların başında 1869’da İran’dan sürgün edilince İstanbul’a gelerek II. Abdülhamit’in himayesine giren Cemaleddin Afgani vardı. 1906 yılında Muzaffereddin Şah, feodal dönemden kalma yetkilerinin bir bölümünü halka bırakmaya, kurumlara devretmeye razı oldu. Bu, Batı’da yaygın adıyla İran Anayasa Devrimi, İranlıların deyişiyle İnkılab-ı Meşrutiyet’ti. Britanya Donanma Bakanı Winston Churchill, Birinci Dünya Savaşı’nın çıkacağı beklentisinden de hareketle gemilerin makinelerini kömürden petrole çevirmek istiyordu; bu da gerekli kaynaklara da erişimi gerektiriyordu. Petrol sektörünü millileştirme hamleleri karşısında başbakanını ‘mat’ eden ve yabancı petrol şirketlerini ülkeye davet ede İran Şahı’nın özgüveni yerine gelmişti. Yeni vizyonunun adı 1963’te konuldu: ‘İnkilab-ı Sefid’ yani ‘Beyaz Devrim!’ 1963 yılının Haziran ayında öğrenci, kamu görevlisi, aydın, çarşı esnafı ve din adamlarından oluşan halkçı koalisyon, “İslam Devrimi”nin ilk kostümlü provasını yaptılar. Ama hareket kanlı şekilde bastırıldı ve İmam Humeyni, ülkeden sürüldü.''

► Dinle correctiv.org 2020

1872'den 1979'a "Siyah Altın"ın Laneti ve İran'ın Üç Devrimi

Ayşe Hür: ''Takvimler 1872’yi gösterirken Baron Julius von Reuters, İran’ın ekonomik kaynaklarının işletilmesi yolunda o kadar geniş haklar kazanmıştı ki yıllar sonra Lord Curzon bile bunu bir çeşit soygun olarak niteleyecekti.Halkı İran’ın İngilizlere “haraç-mezat” satılmasına karşı ayaklanmaya çağıranların başında 1869’da İran’dan sürgün edilince İstanbul’a gelerek II. Abdülhamit’in himayesine giren Cemaleddin Afgani vardı.1906 yılında Muzaffereddin Şah, feodal dönemden kalma yetkilerinin bir bölümünü halka bırakmaya, kurumlara devretmeye razı oldu. Bu, Batı’da yaygın adıyla İran Anayasa Devrimi, İranlıların deyişiyle İnkılab-ı Meşrutiyet’ti. Britanya Donanma Bakanı Winston Churchill, Birinci Dünya Savaşı’nın çıkacağı beklentisinden de hareketle gemilerin makinelerini kömürden petrole çevirmek istiyordu; bu da gerekli kaynaklara da erişimi gerektiriyordu. 1914 yılında İngilizler, İngiliz-İran Petrol Şirketi’nin (bugünkü BP) çoğunluk hissesini, yüzde 51’ini almaya karar verdiler. Churchill, Britanya’nın başına konan talih kuşuna inanamıyordu: “Peri masalları aleminden, en çılgın düşlerimizin ötesinde bir hediye!” 1920’de 140 yıldır ülkeyi yöneten Kaçar hanedanı İngiliz ve Rus askerlerinin işgal hareketlerini takiben iyice zayıflamış; ulema ve ordu saflarında yönetimde değişim talepleri ile hareketlenme iyice artmıştı. İran’ın tek düzenli ordu birimi olan Kazak Tugayı’nın sivrilen komutanlarından Rıza Han yanına siyasetin etkili düşünürlerinin desteğini aldıktan sonra İngilizlerin de teşvikiyle 21 Şubat 1921’de 1200 kişilik birliği ile Tahran’ın kontrolünü ele geçirdi. Mustafa Kemal hayranı Rıza Han da cumhuriyet rejimine geçmek istiyordu ama ulema, “Hayır!” dedi, bir İslam devletinin monarşi olması gerektiğini söyledi ve 1925’te Şah Rıza aynen Napolyon’un yaptığı gibi kendi kendisini tahta çıkarmak zorunda kaldı. İkinci Dünya Savaşı’na gelirken, Rıza Şah ve İran resmen tarafsızdı ama İngilizlerle Ruslar onu, Nazilere sempati beslemekle suçluyordu. Halbuki Rıza Şah da aynen İsmet İnönü gibi bir “denge oyunu’ oynuyordu. Ama onun gibi başarılı olamayacaktı.''

► Dinle correctiv.org 2020

II. Bölüm: Lozan ve Montrö'de Boğazlar Meselesi

Tarihçi Ayşe Hür, Tarih boyunca Boğazlar, Marmara ve Karadeniz'de egemenlik savaşları; II. Bölüm: Lozan ve Montrö'de Boğazlar Meselesi: Eski Yunanlılar Marmara’yı Karadeniz’e bağlayan boğaza, Bosphoros (Öküz Geçidi) diyorlardı. Bu ad Yunan mitolojisinde baştanrı Zeus'un, İo adında bir kıza âşık olması olayıyla ilgiliydi. Orhan Gazi Dimetoka’da Sırp ve Bulgarlara karşı çarpışan Bizans İmparatoru’nun yardımına koşunca, 1353’te mükafat olarak Gelibolu’daki Çimpe Kalesi Osmanlılar’a üs olarak verildi. II. Mehmed 1452’de, Anadolu Hisarı’nın karşısına bugün Rumeli Hisarı’nı yaptırdı. Hisar Kumandanı Firuz Ağa boğazdan geçen gemilerden mürur akçesi almaya başladı. Vermeyi reddeden bir Ceneviz gemisi toplarla batırıldı. Karadeniz’i “Osmanlı gölü” yapma süreci, 1461’de Karadeniz’in güney kıyısındaki Trabzon’un ve 1484’te Karadeniz’in kuzey kıyılarındaki Kili ve Akkerman kalelerinin ele geçirilmesiyle tamamlandı. 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması ile Osmanlı Devleti, Kırım’ı Rusya’ya terk etmekle kalmadı, Rusya’ya Karadeniz’de harp gemisi bulundurmak, kendi gemileri ile ticaret yapmak ve ticaret gemilerini Boğazlardan geçirme hakını tanımak kaldı. 6 Mart 1807’de Dimitri Senyavin’in Rus donanması İstanbul’a geldi, iki ay süreyle İstanbul Boğazı’nı kapattı. Osmanlı tarafı 8 savaş gemisi, 6 fırkateyn ve 55 küçük gemi ile Rus donanmasına saldırdı, iki filo 10 Mayıs’ta birkaç saat çarpıştılar. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın isyanında, Osmanlı Devleti’nin yardım çağrısına sadece Ruslar cevap vermişti. Dokuz gemilik Rus filosu, 8 Şubat 1833’te Boğaz'a girerek, Büyükdere önlerinde demir attı. 12 bin Rus askeri karaya çıktı. Ruslar 1833’teki İstanbul seferinin hatırası olarak Beykoz’da Selvi Burnu’na halkın Moskof Taşı dediği anıt kayayı diktiler. Kaya 1914’te Vaniköy Rehber-i İttihadi Osmani Mektebi öğrencileri ve öğretmenleri tarafından parçalanarak denize atıldı. 1839’te Osmanlı orduları ile Kavalalı’nın orduları Nizip’te tekrar karşılaşınca, Osmanlı Devleti ile Rusya, Avusturya, Fransa, Britanya ve Prusya arasında 1841’de Londra Sözleşmesi’ni imzalandı. 1923’e kadarki statüyü bu sözleşme belirledi. 10 Ağustos 1920’de imzalanan ama ilgili devletlerin hiçbirinin meclisinde onaylanmadığı için uygulanmayan Sevr Anlaşmasının 37. ve 61 maddeleri Boğazlar sorununa ayrılmıştı.

► Dinle correctiv.org 2020

I. Bölüm: Karadeniz'de Osmanlı-Rus Bilek Güreşi

Tarihçi Ayşe Hür, Tarih boyunca Boğazlar, Marmara ve Karadeniz'de egemenlik savaşları; I. Bölüm: Karadeniz'de Osmanlı-Rus Bilek Güreşi: Eski Yunanlılar Marmara’yı Karadeniz’e bağlayan boğaza, Bosphoros (Öküz Geçidi) diyorlardı. Bu ad Yunan mitolojisinde baştanrı Zeus'un, İo adında bir kıza âşık olması olayıyla ilgiliydi. Orhan Gazi Dimetoka’da Sırp ve Bulgarlara karşı çarpışan Bizans İmparatoru’nun yardımına koşunca, 1353’te mükafat olarak Gelibolu’daki Çimpe Kalesi Osmanlılar’a üs olarak verildi. II. Mehmed 1452’de, Anadolu Hisarı’nın karşısına bugün Rumeli Hisarı’nı yaptırdı. Hisar Kumandanı Firuz Ağa boğazdan geçen gemilerden mürur akçesi almaya başladı. Vermeyi reddeden bir Ceneviz gemisi toplarla batırıldı. Karadeniz’i “Osmanlı gölü” yapma süreci, 1461’de Karadeniz’in güney kıyısındaki Trabzon’un ve 1484’te Karadeniz’in kuzey kıyılarındaki Kili ve Akkerman kalelerinin ele geçirilmesiyle tamamlandı. 1774 Küçük Kaynarca Anlaşması ile Osmanlı Devleti, Kırım’ı Rusya’ya terk etmekle kalmadı, Rusya’ya Karadeniz’de harp gemisi bulundurmak, kendi gemileri ile ticaret yapmak ve ticaret gemilerini Boğazlardan geçirme hakını tanımak kaldı. 6 Mart 1807’de Dimitri Senyavin’in Rus donanması İstanbul’a geldi, iki ay süreyle İstanbul Boğazı’nı kapattı. Osmanlı tarafı 8 savaş gemisi, 6 fırkateyn ve 55 küçük gemi ile Rus donanmasına saldırdı, iki filo 10 Mayıs’ta birkaç saat çarpıştılar. Kavalalı Mehmed Ali Paşa’nın isyanında, Osmanlı Devleti’nin yardım çağrısına sadece Ruslar cevap vermişti. Dokuz gemilik Rus filosu, 8 Şubat 1833’te Boğaz'a girerek, Büyükdere önlerinde demir attı. 12 bin Rus askeri karaya çıktı. Ruslar 1833’teki İstanbul seferinin hatırası olarak Beykoz’da Selvi Burnu’na halkın Moskof Taşı dediği anıt kayayı diktiler. Kaya 1914’te Vaniköy Rehber-i İttihadi Osmani Mektebi öğrencileri ve öğretmenleri tarafından parçalanarak denize atıldı. 1839’te Osmanlı orduları ile Kavalalı’nın orduları Nizip’te tekrar karşılaşınca, Osmanlı Devleti ile Rusya, Avusturya, Fransa, Britanya ve Prusya arasında 1841’de Londra Sözleşmesi’ni imzalandı. 1923’e kadarki statüyü bu sözleşme belirledi. 10 Ağustos 1920’de imzalanan ama ilgili devletlerin hiçbirinin meclisinde onaylanmadığı için uygulanmayan Sevr Anlaşmasının 37. ve 61 maddeleri Boğazlar sorununa ayrılmıştı.

► Dinle correctiv.org 2020

Beş Asırlık Hülya: Karadeniz-Marmara İzdivacı

Ayşe Hür: Geriye döndürülemez bir çevre felaketi olmaya aday Kanal İstanbul’un Osmanlı tarihindeki esin kaynakları nelerdi? Beş Asırlık Hülya: Karadeniz-Marmara İzdivacı; Karadeniz’i Marmara’ya bağlamak için ilk girişim, Kanuni Sultan (I) Süleyman döneminde (1520-1566) yapılmış, padişah bu iş için Mimar Sinan’ı görevlendirmişti. Ancak fikir kâğıt üzerinde kaldı. Karadeniz’le Hazar Denizi’ni birbirine bağlayacak Don-Volga Kanal Projesi’ni ilk kez 1563’te Sadrazam Semiz Ali Paşa, 1568’de halefi Sokollu Mehmed Paşa önermişti. Kanuni’nin 1566 yılındaki Zigetvar Seferi’nde vefat etmesiyle proje yarım kaldı. II. Selim, Sokollu’nun projesiyle ilgilendi. Perevolok (bugünkü Stalingrad) mevkiinde kanal açmak için kollar sıvandı. Hatta bunun için 1569'da Ejderhan Seferi bile yapıldı. Ancak hem sefer Osmanlı ordusu, hem de kanal hülyası bataklığa gömüldü. III. Murad, Sokollu’nun Don-Volga ve Süveyş kanalı önerilerine sıcak bakmamıştı ama Sakarya Nehri-Sapanca Gölü-İzmit Körfezi Kanalı projesini beğenmişti. Ancak bu girişim de saray entrikaları yüzünden sonuçsuz kaldı. Sokollu Mehmed Paşa’nın önerileri arasında olan Süveyş Kanalı’nı açmak yaklaşık üç asır sonra, 1869 yılında Fransızlara nasip oldu. Fransızlar da bu işi bir hamlede yapamadılar. 1798-1802 arasında Mısır’ı işgal eden Napolyon Bonapart’ın görevlendirdiği mühendis Lepere, Kızıldeniz’in Akdeniz’den 10 metre yüksek olduğunu sanmıştı. Bu yüzden kanalın inşasının çok zor olduğuna karar verilmişti. Kahire’deki Fransız Konsolosu M. Ferdinand de Leseps (ki mühendis değildi) konuyu dikkatle incelemiş ve kanalın açılmasının mümkün olduğunu anlayınca ülkesini ikna etmiş, Mısır Hıdivi Kavalalı Mehmed Said Paşa’dan 1854’te ilk resmi izni koparmıştı. Dönemin Mısır Hıdivi İsmail Paşa, Avrupa’yı dolaşarak Süveyş Kanalı’nın açılış törenine Avrupa’nın tüm soylularını ve ünlü isimlerini davet etmekle kalmadı, bir opera binası inşa etti ve İtalyan besteci Giuseppe Verdi’ye Aida operasını ısmarladı. Karadeniz’i Marmara’ya bağlamak konusundaki üçüncü girişim, IV. Mehmed döneminde yapıldı. 1654 yılında Padişahın emriyle bölgede keşif yapan mimar Hindioğlu’nun bazı zorluklardan bahsetmesi üzerine kanalın açılması üçüncü defa ertelendi. Dördüncü girişim III. Mustafa döneminde yapıldı. Ancak bu sefer mali sıkıntılar yüzünden Karadeniz’le Sapanca Nehri’nin birleştirilmesinden vazgeçilmiş, sadece Sapanca Gölü’yle İzmit Körfezi’nin birleştirilmesi hedeflenmişti. III. Mustafa’nın 1759 ve 1761 yıllarında çıkardığı iki ferman da yetmedi, hafriyat işlerine başlandığı halde, hem topraktan su çıkması, hem bölgede emlak spekülasyonu yapıldığı dedikoduları, hem de bölgedeki eşrafın projeye destek vermemesi üzerine bu girişim de sonuçsuz kaldı. 1813’te Aziz Paşa Sakarya ile Marmara’yı birleştirme işinin ekonomik açıdan sağlayacağı faydalar konusunda II. Mahmud’u ikna etti ancak Aziz Paşa’nın görev emrini almasından 20 gün sonra vefat etmesi üzerine hafriyata başlanamadı. Abdülmecit (1839-1861) ve Abdülaziz (1861-1876) dönemlerinde talihsiz kanal projesi yine raftan indi. Ancak 1845, 1857 ve 1863’teki girişimler sonuç vermedi. CB Erdoğan, belki de bu uğursuzluğu yenmek için kanalı Sakarya bölgesinden Çatalca bölgesine aldı ve sekiz padişahın başaramadığını başarmanın hırsına kapıldı. Böyle hesapsız kitapsız girişilen “çılgın projeler”in sonunun hiç de hayırlı olmadığını ona hatırlatacak kimse yok etrafında. İstanbul ve Çanakkale boğazları ile Marmara Denizi’nin bütünleşik bir suyolu olarak statüsünü belirleyen 1936 Montrö Antlaşması’nın bu projeden nasıl etkileneceği meçhul. Kısacası, halk deyişiyle “bindik bir alamete, gidiyoruz kıyamete."

► Dinle correctiv.org 2020

Dönemin Müslüman/Türk tanıklıklarına göre 1915’te yaşananlar neydi?

Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında, 'Dönemin Müslüman/Türk tanıklıklarına göre 1915’te yaşananlar neydi?' sorusunu yanıtlıyor. Ayşe Hür: ''O meşum 1915 yılında, 23 Nisan’ı 24 Nisan’a bağlayan gece İstanbul’da tutuklama haberini duyan Ermeniler İstanbul Mebusu Avukat Krikor Zohrab’ın evine koşmuşlardı. Zohrap Bey de Sadrazam Said Halim Paşa'nın yanına. Ancak Ayaş ve Çankırı sürgünlerini durduramamıştı. 2 Haziran 1915 gecesi Cadde-i Kebir’deki Cercle d’Orient Kulübü’nde Talât Paşa ve Halil Bey’le yemek yiyen, ardından kâğıt oynayan, Zohrab Efendi kulüpten ayrılırken Talât Paşa da kalkmış ve nedense Zohrab’ı yanağından öpmüştü. Edebiyatçı ve siyasetçi Halide Edip (Adıvar) Hanım, Cemal Paşa’nın davetiyle Lübnan’a giderken, trende bilmeden konuşduğu Dr. Bahaeddin Şakir için Falih Rıfkı’ya “Bana bilmeyerek bir katilin elini sıktırdınız” demişti. Halide Edip, bin kadar Ermeni yetimin kaldığı Ayn Tura Yetimhanesi’nin içler acısı halini anlattıktan sonra şöyle yazmıştı Cavid Bey’e: “Yeni kabine bu emsalsiz zulüm ve cinayetin hiç olmazsa sonuçlarını hafifletemez mi? Şimdi bugün yaşayanlara insan hakkı veremez mi?”.

► Dinle correctiv.org 2020

Nisa Taifesi, Kadınlar Halk Fırkası ve 5 Aralık 1934 Kanunu

Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında, 85. yıldönümünde kadınlara seçme ve seçilme hakkı verilmesinin öteki yüzüne bakıyor. Ayşe Hür: Kadın hareketi, Birinci Dünya Savaşı yıllarındaki İttihatçı politikalar yüzünden Gayrimüslim unsurlarını kaybetmiş, 1923’ten itibaren de ulus-devlet mantığına uygun biçimde ‘Türkleşmişti’ ama idealleri değişmemişti. Kemalist erkeklerin Cumhuriyet kadınlarından bekledikleri çok şey vardı. Sadece bu kadınların siyasetle ilgilenmeleri istenmiyordu, o kadar! 1923’te kadınlara oy hakkını savunan Bolu Mebusu Tunalı Hilmi Bey, "nisaiyyundan" (kadın takımından) veya “feminist” sözleriyle alaya alınmış, konuşması “şeriata hürmet ediniz!” bağırışları arasında susturulmuştu. Nezihe Muhiddin öncülüğündeki kadınlar Haziran 1923’te Kadınlar Halk Fırkası’nın kuruluş beyannamesini Dahiliye Vekilliği’ne sundular. Tam sekiz ay sonra, hükümet “kadınların seçme ve seçilme hakkı olmadığı” için fırkanın kuruluşuna izin vermediğini bildirdi.

► Dinle correctiv.org 2020

Osmanlı’dan Cumhuriyet’e 'dini ötekiler': Rafıziler, Şiiler, Kızılbaşlar, Aleviler, Rêya Heqîyêciler

Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında, Osmanlı’dan Cumhuriyet’e 'dini ötekiler'in öteki yüzüne bakıyor. Ayşe Hür: ''Kızılbaş terimi ilk kez Safevi Devleti’nin kurucusu Şah İsmail’in Divan’ında “Yüreği dağ, bağrı kızıl yakut gibi kan olmadan Kızılbaş olmak kimsenin haddi değildir” ifadelerinde görülür. Kızılbaş terimi Şah İsmail’in babası Şah Haydar’ın, askerlerine giydirdiği dokuma yünden (çuha) yapılmış 12 dilimli kırmızı taçtan gelir. 16. yüzyıldan itibaren Kızılbaş terimi Safevi kökenli Şiilik biçiminin adı olarak, aşağılayacı biçimde “dinsiz” anlamına gelen ‘“zındık”, “rafizi”, “mülhid” terimlerin yerine kullanıldı.''

► Dinle correctiv.org 2020

Antik dönemden günümüze: cadılar ve cadı avcılığı

Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında, cadılar ve cadı avcılığının öteki yüzüne bakıyor. Ayşe Hür: ''Yunan mitolojisinin ilk cadıları, Homeros’un ünlü eseri Odysseia’nın kahramanlardan Kirke, Kirke’nin annesi Hekate ve Hekate’nin yeğeni Medeia’dır. Roma döneminde Hıristiyanlığın ortaya çıkmasıyla birlikte cadılık meselesi efsane olmaktan çıkar, ete kemiğe bürünür. 906 ile 1140 arasında kademeli olarak derlenen yasalar kitabı Canon Episcopi’de cadılık bir çeşit gözboyamacılık veya yanılsama olarak tanımlanıyordu. Bogomiller, Valdesçiler, Dolsiniyenler, Katharlar gibi yeni mezhepler Katolik Kilisesi’nin otoritesini sarsmaya başlayınca, cadılığa karşı verilen savaş nitelik değiştirdi.''

► Dinle correctiv.org 2020

150 YILLIK MESELE: 1928 HARF İNKILABI

Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında, 1928 harf inkılabının öteki yüzüne bakıyor. Ayşe Hür: ''Münif Paşa dile getirdi. 1879’da Latin ve Yunan alfabelerinden esinlenerek yeni bir Arnavut alfabesi hazırlayan Şemseddin Sami Bey, benzer bir reformun Osmanlıca için de yapılmasını önerdi. 1913’te Harbiye Nazırı Enver Paşa, kendi dairelerinde daha sonra Enver Elifbası diye anılacak olan harflerin ayrı yazılmasına yönelik değişikliği önermişti. Enver Elifbası’na, dönemin subaylarından Mustafa Kemal “Peki, güzel! İyi bir niyet; fakat yarım iş, hem de zamansız. Harp zamanı harf zamanı değildir” diye karşı çıktı. 1923 İzmir İktisat Kongresi’nde İzmirli işçi delegesi Ali Nazmi 1908’de Arnavutluk’ta, 1922’de Azerbaycan’da olduğu gibi Türkiye’de Latin alfabesinin kullanılmasını teklif etti. 28 Mart 1926 tarihli Akşam gazetesinin “Latin Harflerini Kabul Etmeli mi, Etmemeli mi?” başlıklı anketine cevap verenlerin çoğu Latin harflerine karşı çıkıyordu.''

► Dinle correctiv.org 2020

Rum Ateşi, VX, Sarin, Hardal Gazı veya Beyaz Fosfor… Ölümünüzü hangi gazla alırsınız?

Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında, bugünlerde yeniden gündemde olan kimyasal silahları ele alıyor. Ayşe Hür: ''Tarihin en ünlü kimyasal silahı çok sonraları Haçlıların verdiği adla Rum Ateşi (bizde Grejuva) denilen gizemli silahtı. Bu silahın içeriği Bizans’ın devlet sırrıydı. Hümanist bilim insanı, sanatçı Leonardo da Vinci bile, kireç taşı, arsenik, sülfür ve bakır pasından oluşan bir toz karışımı düşmanı boğacak bir silah olarak kullanmayı önermişti. Kimyasal gazların kullanımına karşı ilk ciddi tavır alış 1899’da Hague Konferansı’nda oldu. Karara ret oyu veren tek kişi ABD temsilcisi Kaptan Alfred Thayer Mahan’dı.1907 tarihli La Haye Konvansiyonu ile zehirli gazların kullanımı yasaklandığı halde Birinci Dünya Savaşı sırasında 124 bin tondan fazla zehirli gaz kullanıldı. İngilizlerin 1915’te Çanakkale’de zehirli gaz kullanmaya niyet ettiği, ancak son anda rüzgârın yön değiştirmesiyle bunu yapamadıkları sanılır. Yaralıların tedavi edildiği İstanbul’daki Gümüşsuyu Hastanesi’nin iki cerrahı 1915’te Çanakkale’de zehirli gaz kullanıldığına dair bir bulguya rastlamadıklarını rapor etmişlerdi.''

► Dinle correctiv.org 2020

Babanın oğula düşman olduğu sistemin adı parlamenter sistem mi yoksa Osmanlı saltanat sistemi midir?

Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında, 'Babanın oğula düşman olduğu sistemin adı parlamenter sistem mi yoksa Osmanlı saltanat sistemi midir?' sorusunu yanıtlıyor. Ayşe Hür: ''Parlamenter sistem değil ama tarihimizde gerçekten babayı oğula, kardeşe düşman eden bir siyasi sistem vardı. Hem de ölümüne bir düşmanlık… Osman Gazi amcası Dündar’ın tekfurun elini öpmesine kızmış ve onu okla öldürmüştü. Bu olay “devletin bekası için, en yakınların bile öldürülmesi caizdir” geleneğin başlangıcı idi. Orhan Gazi, 1362’de öldüğünde oğlu Murad, Kadı Çandarlı Halil’in yardımıyla tahta çıktı ve kardeşleri İbrahim ile Halil’i öldürttü. I. Bayezid, 1402’de Ankara Savaşı’nda Aksak Timur’a yenilince, oğullardan İsa, Süleyman, Musa ve Mehmet arasında taht kavgası başladı. Oğullardan üçü daha önce ölmüştü.''

► Dinle correctiv.org 2020

Garbiyatçılık: Frenkistan’ın Frankeştayn’ı

Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında, Doğu (Orient, Şark) ve Batı (Occident, Garp) ayrımının öteki tarihine bakıyor. Ayşe Hür: ''Samuel Huntington’ın “Medeniyetler Çatışması” “kendi kendi gerçekleştiren kötü bir kehanet” mi idi, yoksa Huntington dünyadaki doğal gidişatı, en erken gören düşünür müydü? Doğu (Orient, Şark) ve Batı (Occident, Garp) ayrımının kökeni MÖ 12. Yüzyıl’da gerçekleştiği rivayet olunan Troyalılarla Akhalar arasındaki savaşa kadar götürülür. Filistin kökenli ABD’li düşünür Edward Said’e göre şarkiyatçılık bir bilgi-iktidar ilişkisiydi ve bu ilişki ve bu ilişkiyi kuran söylem tek yönlü, tutarlı ve sürekliydi. Partha Chatterjee’ye göre garbiyatçılık “Şark” diye tanımlanan bölgenin entelektüellerinin “Garb”ı algılama tarzı olan “tersine şarkiyatçılık’ diye nitelenebilir. Mehrzad Boroujerdi, garbiyatçılığın tanım icabı İslamcı düşüncelerin harcında bulunduğunu ileri sürer. Amin Maalouf, Arapların Gözüyle Haçlı Seferleri adlı eserinde Arapların, bütün Haçlı Seferleri boyunca, Batı’dan gelen yeni fikirlere direndiklerini söyler.''

► Dinle correctiv.org 2020

Etnik grup, ulus/millet ve kendi kaderini tayin hakkı nedir?

Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında; 'etnik grup, ulus/millet ve kendi kaderini tayin hakkı nedir?' sorusunu yanıtlıyor. Ayşe Hür: ''Benedict Anderson’a göre ulusçuluk modern kalkınma tarihinin patolojisidir ve tıpkı bireylerdeki ‘nevroz’ gibi kaçınılmazdır, bunaklığa doğru ilerler ve tedavisi mümkün değildir.Günümüzün ulus-devlet sistemi, Avrupa’yı asırlarca esir alan din ve mezhep savaşlarına son veren 1648 Vestfalya Andlaşması’yla başlayan çok uzun bir sürecin ürünüdür. ‘Kendi kaderini tayin hakkı’ ilk kez 1776 Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi’nde tarif edildi, ilk kez 1789 Fransız Devrimi’nden sonra Fransa tarafından yaşama geçirildi.14 Aralık 1960’ta BM Genel Kurulu’nun 1514 (XV) Sayılı Sömürge ülkelerine ve halklarına bağımsızlık verilmesine ilişkin kararında bu temkinli (ya da ikiyüzlü) tavır çok belirgindi. 1989’dan itibaren Çekoslovakya, Yugoslavya ve Sovyetler Birliği etnik temelli küçük devletlere ayrılmaya başladığında, benzer çözülmelerin kendilerinde de olmasından korkan Batılı ulus-devletler yeni tedbirler aldılar.''

► Dinle correctiv.org 2020

1918 Yumruk Darbesi'nden 2019 Barış Pınar'ına

Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında; işgal, etnik temizlik ve sömürgeleştirme planlarına ad vermenin öteki tarihini anlatıyor. Ayşe Hür: ''Adı olan ilk operasyon, 18 Şubat 1918’de Almanya’nın öncülüğündeki Mihver Devletleri'nin Bolşevik Devrimi ile savaştan fiilen çekilmiş olan Rusya’ya karşı başlatılan Operasyon Faustchalg (Yumruk Darbesi) idi. Almanların 1941’de Sovyetler Birliği’ne karşı başlattığı harekatın adı Barbarossa (Kızıl Sakal) idi. adını III. Haçlı Seferi Kumandanı ve Kutsal Roma Germen İmparatoru Kızıl Sakallı Frederik’ten almıştı.Yaklaşık 300 bin Hiroşimalıyı öldüren atom bombasına Little Boy (Küçük Oğlan), 80 bin Nagazakiliyi öldüren atom bombasına Fat Man (Şişman Adam) adını vermek Amerikalıların alaycı acımasızlığının nişanesiydi. 1949-1950’de Yemenli Yahudileri, yeni kurulan İsrail Devleti’ne 380 hava seferiyle gizlice kaçırma operasyonun adı Magic Carpet (Sihirli Halı) idi. Kore’deki ABD komutanlarından W.L. Roberts Türk askerlerini “mükemmel bekçi köpekleri” olarak tanımlamıştı ama neyse ki Koreliler bu kadar acımasız değildi, Türk Tugayına “Kutup Yıldızı” adını takmışlardı.''

► Dinle correctiv.org 2020

Selahaddin Eyyübi döneminden bugüne: Suriye Kürtleri

Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında Selahaddin Eyyübi döneminden bugüne, Suriye Kürtlerini öteki yüzünü anlatıyor. Ayşe Hür: ''Şamlı liderlerin ABD Başkanı W. Wilson’ın 14 İlkesi’ne atıfta bulanarak Kürtleri bağımsızlık için mücadeleye çağırması çok yankı bulmadı. İngilizler 1920’de Büyük Suriye Devleti’ni kurarken, Suriye’yi beş ayrı devlete (Lübnan Devleti, Şam Devleti, Halep Devleti, Alevi Devleti, Dürzi Devleti) ayırırken Kürtler için bir devlet öngörmemişlerdi. 1921 Şubatı’nda Mustafa Kemal’in güçleri Orta Fırat’ın üst bölgesindeki Deyr Zor’u almak istediğinde Suriyeli Kürtler, Türklere karşı Fransızlarla işbirliği yaptılar. Fransızlar da Arap milliyetçiliğini zayıflatmak için azınlık gruplarını, dolayısıyla da Kürtleri desteklediler. 20 Ekim 1921’de imzalanan Ankara) Anlaşması’yla Fransızlar Kilikya (Adana havalisi) ve öteki Türk bölgelerinden çekilince Fransız mandası altındaki Suriye’de yaşayan Kürtler ile Kemalist Türkiye’deki Kürtlerin arasına bir de sınır hattı girdi.''

► Dinle correctiv.org 2020

Türkiye’nin “Küçük Amerika” olamama hikayesi

Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında Chester İmtiyazını, Marshall yardımlarını, IMF anlaşmalarını ve Türkiye’nin “Küçük Amerika” olamama hikayesini ele alıyor. Ayşe Hür: ''AKP 2005’te IMF ile üç yıllık bir “stand-by” imzaladı ve 4 milyon 748 milyon Dolar borç aldı, ancak 2008 yılında bir daha IMF ile anlaşma imzalamama kararı aldı. Ancak borç ödemeleri 2013’e kadar sürdü. 2013 yılı rollerin tersine döndüğü, Türkiye’nin IMF’nin Kriz Kurtarma Fonu’na 5 milyar dolar katkı yaptığı yıl oldu. Ancak gün oldu devran döndü ve Türkiye IMF’lik oldu yine. 1973 Petrol Krizi, 1974 Kıbrıs Barış Harekâtı gibi faktörlerin de etkisiyle dış ticaret açığı giderek büyüyünce, Türkiye 1978’de III. Ecevit Hükümeti döneminde, IMF’nin kapısını çalmak zorunda kaldı.24 Ocak (1980) Kararları’nın müellifi AP’li Başbakan Süleyman Demirel, 18 Haziran 1980’de IMF ile masaya oturdu ve üç yıllık program taahhüdü karşılığında güne kadar alınan en yüksek krediyi (1 milyar 838 milyon Dolar) aldı.''

► Dinle correctiv.org 2020

Fatih Sultan Mehmed'in tağşişlerinden II. Abdülhamid'in Düyun-u Umumiyesi'ne

Tarihçi Ayşe Hür, bu haftaki programında Fatih Sultan Mehmed'in tağşişlerinden II. Abdülhamid'in Düyun-u Umumiyesi'ne öteki yüzüne bakıyor. Ayşe Hür: ''1444’ten 1481 yılına yani Fatih Sultan II. Mehmed’in ölümüne kadar paranın değeri tam altı kez düşürüldü. Ancak bunlar hazineyi güçlendirmek içindi. 1580’lerin başında 100 dirhem gümüşten 450 akçe kesilirken,1586'da 850 akçe kesilmeye başlamıştı. Bu Osmanlı tarihinin ilk büyük enflasyonu idi. 3. Sadece Osmanlı Devleti'nde değil, İslam devletlerinin hepsinde mali krizlerin önemli bir nedeni de güneş ve ay takvimleri arasındaki 11 günlük farktan doğan "sıvış yıl" krizleriydi. İlk kez yabancı seyahate çıkan Abdülaziz'in Avrupa'da gördüklerini İstanbul'da uygulamaya kalkması mali krizi derinleştirdi.''

► Dinle correctiv.org 2020

12 Eylül 1980 darbecileri neyin olgunlaşmasını beklemişlerdi?

Tarihçi Ayşe Hür bu haftaki programında 12 Eylül 1980 darbesinin öteki yüzüne bakıyor. Ayşe Hür: ''MHP’nin 15 Nisan 1978’de Ankara’da yapacağı Büyük Yürüyüş'ten bir hafta önce, Pazarcık, Adana, Adıyaman ve Malatya’daki Sünni ve Alevi kesimlerden saygın kişilere Ankara’dan bombalı paketler gönderildi. 1977’de siyasi içerikli şiddet olaylarında 231 kişi ölürken, sayı, 1978’de 832’ye, Aralık 1978'den darbenin yapıldığı güne kadar 2.812’ye çıktı. 3 Nisan 1980'de Kenan Evren, kendisine “Komutanım, müdahaleden başka çare yok... Uzatmayalım... Mecburuz... Şart” diyen Harp Akademileri Komutanı'na “Daha yapacak çok iş var... Bekleyelim... Neler olacak, görelim,” demişti. Kenan Evren, askerin yetki istediğini söylediğinde Başbakan Demirel’in cevabı “Ne isterseniz vereceğim. Yalnız, Takrir-i Sükûn, Tehcir, İstiklal Mahkemeleri ve Dersim Kanunu istemeyin” olmuştu.''

► Dinle correctiv.org 2020

Devletin muhteşem örgütlenmesi ''6-7 Eylül 1955 yağması''

Tarihçi Ayşe Hür bu haftaki programında 6-7 Eylül 1955 olaylarının öteki yüzüne bakıyor. Ayşe Hür: ''29 Ağustos 1955'te Londra'da toplanacak konferans arifesinde hem Yunanistan'da hem Türkiye'de milliyetçi kışkırtmalara hız verildi. İstanbul'da yayımlanan Hürriyet ve Yeni Sabah ile İzmir'de yayımlanan Gece Postası gazetesi'nde her gün Fener Rum Patrikhanesi'ni karalayan haberler çıkıyordu. 6 Eylül 1955 günü saat 11’de, İstanbul Radyosu, Anadolu Ajansı’na dayanarak, Selanik’te Atatürk’ün doğduğu eve bombalı saldırı yapıldığı haberini vererek itinayla doldurulmuş(!) barut fıçısını patlattı. Öğleden sonra İstanbul Ekspres adlı 20-30 bin tirajlı gazete, kağıt kıtlığının olduğu o günlerde haberi 230 bin adetlik iki ayrı baskıyla kamuoyuna duyurdu.''

► Dinle correctiv.org 2020

Kurtuluş Savaşı Yedi Düvel'e karşı mı verildi?

Tarihçi Ayşe Hür bu haftaki programında Büyük Taarruz'un 97. yıldönümünde 'Kurtuluş Savaşı Yedi Düvel'e karşı mı verildi?' sorusunu yanıtlıyor.Askerî başarılar işgalci Batı ordularına karşı değil, onların öne sürdüğü Yunan ordularıyla; Doğu’da 1915’te zorla çıkarıldıkları topraklarını geri almaya çalışan Ermeni ordularıyla mücadelede elde edildi. 19 Mayıs 1919-9 Eylül 1922 arasındaki süreci esas karakterize eden diplomatik ve siyasi başarılardı. Askeri alandaki esas mücadele de 'dış düşman'a karşı değil 'iç düşman'a karşı verilmişti.

► Dinle correctiv.org 2020

Malazgirt Zaferi 26 Ağustos 1071'de mi Kazanıldı?

Tarihçi Ayşe Hür bu haftaki programında Malazgirt Zaferi 26 Ağustos 1071'de mi Kazanıldı? sorusunu yanıtlıyor. Olaya yakın kaynaklar ne diyor? Malazgirt Savaşı'nın Türk Tarih Tezi'ne dahi edilmesi ne zaman oldu? Malazgirt ile Dumlupınar'ı eşleştirmek ne anlama geliyor? Malazgirt Zaferi'nin Cumhuriyet tarihi boyunca kutlanışı nasıl oldu? Ermeni tarihçi Urfalı Matteos gibi Bizans ordusunun sayısını 1 milyona çıkaranlar varsa da, modern Türk kaynakları 200 bin, modern Batılı kaynakları 40 bin civarında olduğunu söylüyor.

► Dinle correctiv.org 2020

Malazgirt Zaferi 26 Ağustos 1071'de mi Kazanıldı?

Tarihçi Ayşe Hür bu haftaki programında Malazgirt Zaferi 26 Ağustos 1071'de mi Kazanıldı? sorusunu yanıtlıyor. Olaya yakın kaynaklar ne diyor? Malazgirt Savaşı'nın Türk Tarih Tezi'ne dahi edilmesi ne zaman oldu? Malazgirt ile Dumlupınar'ı eşleştirmek ne anlama geliyor? Malazgirt Zaferi'nin Cumhuriyet tarihi boyunca kutlanışı nasıl oldu? Ermeni tarihçi Urfalı Matteos gibi Bizans ordusunun sayısını 1 milyona çıkaranlar varsa da, modern Türk kaynakları 200 bin, modern Batılı kaynakları 40 bin civarında olduğunu söylüyor.

► Dinle correctiv.org 2020

Mitolojide, edebiyatta ve direniş geleneğinde dağlar

Tarihçi Ayşe Hür bu haftaki programında mitolojide, edebiyatta ve direniş geleneğinde dağları ele alıyor.

► Dinle correctiv.org 2020

Enver Paşa'nın Türkistan Macerası ve İbretlik Sonu

Ayşe Hür bu haftaki Tarihin Öteki Yüzü programında, Enver Paşa'nın 97 yıl önce bu tarihlerde Belcivan'da trajik biçimde sona eren hayatının öteki yüzüne bakıyor; -Mondros Mütarekesi'nden sonra Enver Paşa nereye gitti? -Berlin'den Moskova'ya kaç kere uçtu, kaç kere uçağı düştü? -Enver Paşa 1-8 Eylül tarihli Bakü Kurultayı'na kimler adına katıldı? -Enver Paşa'yı 4 Ağustos 1922'de Belcivan'da kimler öldürdü?

► Dinle correctiv.org 2020

Ali Kemal'in "Artin Kemal"likten "Çankırılı hemşerimiz"e uzun yolculuğu

Ayşe Hür, bu haftaki programında Ali Kemal'in "Artin Kemal"likten "Çankırılı hemşerimiz"e uzun yolculuğunun öteki yüzüne bakıyor. -Ali Kemal İttihatcılara neden düsmandı? -Ali Kemal Mustafa Kemal hakkında ne demişti? -Ali Kemal'e neden Artin Kemal dediler? -Sakallı Nurettin'in Ali Kemal'e biçtiği korkunç ceza ne oldu? -Ali Kemal hain miydi?

► Dinle correctiv.org 2020

20 Temmuz 1969: Ay'ın büyüsünü yitirdiğimiz gün

Ayşe Hür, bu haftaki programında soğuk savaş yıllarında SSCB ile ABD arasındaki uzay yarışının öteki yüzüne bakıyor. Ayşe Hür, eski kültürlerde Ay neyi temsil ediyordu? İlk insanlı roketi Lagari Hasan Çelebi mi fırlattı? Uzaya çıkan ilk insan Yuri Gagarin 'burada bir Tanr göremiyorum' dedi mi? gibi soruları yanıtlıyor.

► Dinle correctiv.org 2020

Rus-Çin ve Cedidçiler-Kadimciler Kıskacında Doğu Türkistan

Ayşe Hür, bu haftaki programında Çin-Rus ve Cedidçiler-Kadimciler kıskacında Doğu Türkistan meselesinin öteki yüzüne bakıyor.

► Dinle correctiv.org 2020

Osmanlı'da erkek eşcinselliği

Ayşe Hür bu haftaki programında, ''Bugün LGBT-Q düsmanı Milliyetçi-Mukaddesatçı kesimlerin ataları eşcinselliğe nasıl bakıyordu?" sorusunu yanıtlıyor.

► Dinle correctiv.org 2020

La Furtuna/1934 Trakya Olayları

Ayşe Hür bu haftaki programında, 21 Haziran-4 Temmuz 1934'te Trakya Yahudilerine yönelik sindirme kaçırtma harekatının öteki yüzüne bakıyor.

► Dinle correctiv.org 2020

1934 Soyadı Kanunu'nun Kabulü

Ayşe Hür, bu haftaki programında, 1934 Soyadı Kanunu'nun kabulünü ve Atatürk Soyadının verilişini anlatıyor.

► Dinle correctiv.org 2020

23 Haziran'da Semerkand'ta Ölüm'le randevumuz mu var?

Ayşe Hür bu haftaki programında, '23 Haziran'da Semerkand'ta Ölüm'le randevumuz mu var?' sorusuna yanıt verirken, sizleri kamuoyunun, kamuoyu araştırmalarının ve televizyon tartışmalarının tarihinde bir gezintiye çıkarıyor.

► Dinle correctiv.org 2020

Devletin adı Türkiye değil, Anadolu Cumhuriyeti olsaydı?

Ayşe Hür bu haftaki programında, 'Devletin adı Türkiye değil, Anadolu Cumhuriyeti olsaydı?' sorusunu yanıtlıyor.

► Dinle correctiv.org 2020

Kayıp Kıta Mu'dan Ergenekon Destanı'na: Türk Kimdir?

Ayşe Hür, bu haftaki Tarihin Öteki Yüzü programında, 'Türk Kimdir?' sorusuna cevap veriyor.

► Dinle correctiv.org 2020

19 Mayıs 1919 ve Pontus Meselesi

Ayşe Hür bu haftaki programında, 100. yıldönümünde 19 Mayıs 1919 ve Pontus Meselesi'nin öteki tarihini anlatıyor.

► Dinle correctiv.org 2020

Bizans'tan günümüze İstanbul'un ünlü şehreminleri

Ayşe Hür, bu haftaki programında Bizans'tan günümüze İstanbul'un ünlü Belediye Başkanlarını anlatıyor.

► Dinle correctiv.org 2020

2000 Yıllık Soru: Dersim mi, Tunceli mi?

Ayşe Hür bu haftaki programında 2000 yıllık bir soruyu ele alıyor: Daranis mi, Desim mi, Dersim mi, Tunceli mi?

► Dinle correctiv.org 2020

Türkiye-Metro Goldwyn Mayer Savaşı

Ayşe Hür bu hafta, Franz Werfel'in Musa Dağ'da 40 Gün romanını ve Türkiye-Metro Goldwyn Mayer Savaşı'nı anlatıyor.

► Dinle correctiv.org 2020

Milli Mücadele ve Cumhuriyet Döneminde Anti-Komünizm

Ayşe Hür, bu haftaki programında, Milli Mücadele ve Cumhuriyet dönemindeki anti-komünizmi anlatıyor.

► Dinle correctiv.org 2020

Marx ve Lenin Fikriyatının Osmanlı'daki Serancamı

Ayşe Hür, bu haftaki programında, Marx ve Lenin fikriyatının Osmanlı'daki serancamını anlatıyor.

► Dinle correctiv.org 2020

Türkiye - ABD arasındaki S400 ve F35 Krizi

Ayşe Hür, bu haftaki programında, Türkiye-ABD askeri ilişkilerinde Cape Cod'un dostluk uçuşundan itibaren, bugünkü gündemi etkileyen F35 krizine nasıl gelindiğini anlatıyor.

► Dinle correctiv.org 2020

Ayasofya'yı Cami Yapmak

Ayşe Hür, bu haftaki programında, Milliyetçi-Mukaddesatçıların 85 yıllık 'misak-ı dini' davası: Ayasofya'yı cami yapmak!" konusunu anlatıyor.

► Dinle correctiv.org 2020

Talat Paşa Cinayeti

Ayşe Hür, bu haftaki programında, Talat Paşa Cinayetini anlatıyor. Ayşe Hür, 15 Mart 1921'de Berlin'de öldürülen İttihat ve Terakki’nin kurucularından ve önde gelen liderlerinden olan Osmanlı devlet adamı Talat Paşa'nın öldürülmesini tarihsel olaylar ışığında değerlendiriyor.

► Dinle correctiv.org 2020

8 Mart Dünya Kadınlar Günü

Ayşe Hür bu hafta, Tarihin Öteki Yüzü programında, 8 Mart Dünya Kadınlar gününün tarihçesini anlatıyor.

► Dinle correctiv.org 2020
facebook-squaretwitteryoutube-play